Bir Varmış, Bir Yokmuş...
 
 Editör'den
 On Yıllık Bir Değişim  Öyküsü
 Ben Sizin  Yaşınızdayken...
 Bir Varmış, Bir Yokmuş...
 Değişim Dalgasında  Sörf Yapmak ve BİDB
 Herkese Merhaba
 Sayısal Video
 IPv6
 BİT'e Dayalı Öğrenme
 CISN Arşiv
 Geribildirim
 
     
 

İlk oda arkadaşım Ahmet Aktoprak'ın anısına...

Bir zamanlar bir Bilgi İşlem Sarayı varmış... Burada kart delme makineleri yaşarmış... diye başlar bu masal.

Ben bu masalda yerimi 1988-1995 yılları arasında Teknik Destek Grubu'nda aldım. O zamanlar en büyük grup bizdik J. Hava ile soğutulan, su ile soğutulan, soğutulmasına hiç gerek kalmayan, çünkü zaten "cool" olan bilgisayarlar geldi geçti gözümün önünden, parmaklarımın ucundan. 10 yıl öncenin de masalı mı olurmuş demeyin! Günlük gelişmeler çok yavaş gibi görünse de bazen, 2-3 yıllık gelişmeler baş döndürücü olabiliyor.

Anılarıma baktığımda, olmazı oldurmaya çalışan bir grup genç insandık, kişisel heveslerimiz elverdikçe işimizi en iyi bildiğimiz şekilde yapmaya çalıştık diye görüyorum. Üniversiteye profesyonel bir anlayış ile hizmet vermenin sevdası içindeydik. Profesyonel hizmeti amatör ruh ile amatör bir ortamda vermeye çalışmanın bedeli çok çalışmaktan geçiyordu, biz de bunu yaptık.

1990 yılında Prens IBM 3090 bütün haşmeti ile girdi saraya. Viyana'dan gelen tır kamyonlarının önünde el-pençe divan duruldu. Prensin odası ayrı bir özen ile hazırlandı. Kaprisli prensi ürkütmemek el bebek gül bebek tutmak gerekiyordu. Saray çalışanları, vezirler prense yaranmak için ellerinden geleni yapıyorlardı. Prense kuşku ile bakanlar yok değildi, ama onlar da konuşmaktan başka bir şey yapamayacaklarını biliyorlardı.

Prens ağ yapısının da başına geçerek güçlendi. İdari ve akademik birimlerin bütün işlerinin prense bağlanması planlanmıştı. Prensi bilmeyenler, eski prensi istiyorlardı. Öte yandan halkın prense ulaşımını sağlamak için açılan halk çeşmeleri çok büyük bir sevinç yaratmıştı. Halk numaralandırılmıştı, isim kullanılmanın ayaklanma yaratabileceği korkusu ile. Prensin iri yapısına rağmen kısıtlı kaynaklarını halka akıllıca dağıtmak için çok kafa yoruldu, nice düşünürlere akıl danışıldı. Prensin güvenliği için özel güvenlik güçleri tutuldu.

Prens sarayın gururu haline gelmişti. Camekanlı bir müze parçası şeklinde turistik amaçlarla da ziyaretçilere gösteriliyordu.

Bu sırada, Bilgi İşlem Sarayı altyapısını kurmuş olmanın güveni ve huzurunu bile tam yaşayamadan, sarayda yeni dedikodular dolaşıyordu. Bu ayaklanmalar başka ülkelerde daha mütevazi, kaprissiz, ama çok daha çalışkan başka prenslerin yaşadığının duyulması ile başladı.

Prensin 7 gün 24 saat yıkanmak istemesinden de bıkan saray halkı gizliden gizliye öbür prenslere imrenmeye başlamıştı. Saray varını yoğunu prense harcadığı için hiç parası kalmamıştı. Züğürt saray yeni prenslerin yanına bile yanaşamazdı. Bir tek çare vardı: Sarayın en değerli mallarını satmak. Sarayın en değerli malı da, tahmin edebileceğiniz gibi, prensin ta kendisiydi. Becerikli başvezir 1,000,000 altın değerinde teneke paraya prense alıcı bulmuştu.

Benim masalımda 1994 yılı bir dönüm noktasıdır. Alınan bu cesur ve radikal karar, Bilgi İşlem'in şimdiki altyapısının temelini oluşturmaktadır.

Sıra 1,000,000 altın değerinde yeni prens seçimine geldi. Monotonluğa girmiş işlerin yanı sıra, prens seçim işi bir anda herkesin ilgisini çok çekti ve birçok komiteler, kurullar kuruldu. Değişik ırklardan birçok prens örneklerinin özellikleri incelendi. Irk temsilcilerine "Ülkenizdeki bütün erkekleri getirin biz prensleri seçeceğiz, siz bilememişsiniz" dendi. Amaç en iyi prenslerden bir grup bulmak, hiçbir ırka ve bir prense bağlı olmadan yaşayabilmekti. "Prensler saçlarından biribirlerine bir halka oluşturacak şekilde bağlanacak. Saçı az olan prens halkadan atılacak, ancak servis verilen halk bunu hissetmeyecek" cinsinden projeler vardı.

Bu arada altın eldeki teneke karşısında çok değerlendiği için sarayın parası 600,000 altına düşmüştü. Pazarlık gücü azalan saray, saray olmanın prestijini ırklar üstünde kullanıyor ve kıyasıya pazarlık etmeyi sürdürüyordu.

Anımsıyorum, IBM'in SP1 sistemi bize önerilmişti. Biz SP2'nin çıkıyor olacağını duyup IBM'in tekliflerindeki SP1'i SP2 ile değiştirmesini istemiştik. Tabii ki hiçbir fiyat farkı vermeden! Bizde kurulan SP2, SP2'nun Avrupa'daki ilk kurulumuydu.

Çok zaman ve emek aldı, bütün erkekleri incelemek, aralarından en iyilerini seçip prens yapmak. En sonunda 3 ırk kaldı, prensleri beğenilen. Bunlar arasında en yakışıklı ve akıllı olanların Deniz ırkından olduğuna karar verildi ve Nautilus, Beluga, Narwhal ve Rorqual yeni prensler olarak saraya 1995 yılında geldiler.

Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine... diye bu masalı bitirmek istedim, ama bu masalın bittiği yerde başka masalların başladığını biliyorum. Bilgi İşlem Sarayı dinamik yapısını koruduğu sürece daha ne güzel masallar yazılır kimbilir!!!

Başka masallarda buluşmak üzere...

Hatice KÜEY

 
     
  - BAŞA DÖN -